Ölümü gerçekten istiyor muyuz?

Sizi ölmekten alıkoyan şey nedir? Neden ölmek isteriz? Bizi ne durdurur?

Bazen bu düşünceler beynimize yerleşir. Peki neden o an kendimizi öldürmeyiz? Beynimiz mantıklı açıklamalar bulur hemen. Peki neden? Hayatımız boyunca beynimizi ölme isteğine karşı eğitebiliyor muyuz? Sevgi dolu bir aile ve iyi bir çocukluk bu yüzden mi önemli? Ölme isteğine karşı bir bariyer oluşturuyor mu? Evet. Bazen bu bariyer incelir, paslanır, aşınır. Bilirsiniz hayat üstümüze geldiği zaman. Herkes birer birer çekildiği zaman. Tek başınıza kaldığınızda içinizdeki kötülüğün sesi yükseldiği zaman. Bu kötülüğün sesi nedir? Bazıları için aynı okullardaki zorba çocuklar gibi olabilir. O ses yine sizsinizdir ancak çevreye duyduğunuz öfkeden kendinize kötü şeyler yapmanızı söyleyen bir ses yaratmış olabilirsiniz. Bu ses şeytan olabilir. Daima sizi yanlışa yönelten kişi. Bu ses psikolojik hastalıklara sahip olduğunuzu bildiren bir çağrı olabilir. Bu ses sizi bazen doğruya götürebilir. Doğru insanlara, doğru doktorlara, doğru teşhislere. Peki ya teşhis edilmek bile istemiyorsanız? İlaç yutarak veya sizi gerçekten önemsemeyen biriyle konuşarak rahatlamanın bir anlamı yoksa sizin için? Bu yüzden kendinize ihtiyacınız vardır. Bu problemi çözmek için kendinize ihtiyacınız var. Yaşamak ve ölmek için bile kendinize ihtiyacınız var.

Kendinizi bir düşünün. Kendinizi kendinizden ayrı biri olarak düşünün. Karşınızda, yanınızda koltukta oturan biri olarak düşünün. Ondan ne istediğinizi bir düşünün. Neden onu öldürmek istiyorsunuz? Neden bir cinayet işlemek istiyorsunuz bir düşünelim. Çoğu zaman başkalarına duyduğumuz öfke belli bir dozdadır. Nadiren insanları öldürmek isteyebilirsiniz zihninizde. Ama bunu gerçekten yapmazsınız. Yapacak kadar soğukkanlı olsanız bile en basitinden kendinizi onun için hapishaneye tıkmak istemezsiniz. Hayatınızı kısıtlamak istemezsiniz. Peki kendinizden ne istiyorsunuz? Belki iyi bir aileden eksiğiz, belki kötü şeyler yaşadık, belki zihnimize ve bedenimize kötü şeyler yapıldı, belki istediğimiz hayatı istediğimiz kimliği seçemiyoruz, yaşayamıyoruz. Belki istediğimiz kişi bizimle olmuyor, belki de istediğimiz kişiler gitti artık aramızda bile değil. Zorlanıyoruz. Nefes alamıyoruz. Kalbimizi sıkıyorlar gibi hissediyoruz. Hayal kırıklığı, kızgınlık, hiçlik. Belki de artık hiçbir şey hissedemiyoruz. Peki kendimizden ne istiyoruz? Öldükten sonra beyaz bir sayfa mı? Bir hiçlik mi? Cehennem mi? İnsanların sadece bir günlüğüne bizim için üzülmesini mi istiyoruz? Ya da hiçbir şey istemiyor muyuz, sadece ölmek mi istiyoruz?

Size birkaç alıştırma önermek istiyorum. Bir kağıt alalım. Önceden kullanılmış olabilir, kirli olabilir, yer kalmamış olabilir. Biz sadece bir kağıt alalım. Kusursuz beyazlığa sahip olmasına ihtiyacımız yok. Kağıda korkularımızı yazalım. Neyin bizi bu hale getirdiğini yazalım. Endişelerimizden bahsedelim. Kimseye söyleyemediğimiz şeylerden bahsedelim. Sadece kendimize bahsedelim ve sonra gelip kaldığımız yerden okumaya devam edelim.

Hiçbir şey yazmadınız mı? Korkularımızdan bahsettiğimiz kağıda bir şeyler yazmaktan korktuk mu? Yoksa ne önemi var ki mi dedik, hiçbir şey yapmak istemiyor muyuz? O zaman bu hisleri çok derine gömmüşüz demektir. Kağıda yazdığımızda gerçekleşeceğinden korkmuşuz demektir. Sorunumuzu bulduk demektir.

Bir sonraki konuşmamızda duygularımızı konuşmaya, karalamaya devam edelim.

Reklamlar